Kitaplardan Ekran Çağına: Bir Annenin Kitap Yolculuğu
Merhaba! theminireader.com’a, yani çocuk kitaplarının o büyülü, rengarenk ve hayal gücü sınır tanımayan dünyasına hoş geldiniz.
Ben profesyonel bir çocuk kitapları eleştirmeni ya da pedagog değilim. Boğaziçi Ekonomi mezunu, analitik düşünmeye — ama her şeyden önce kitapların dönüştürücü ve iyileştirici gücüne inanan — iki kız çocuğu annesiyim. Bu blog, çocukluğumdan bu yana taşıdığım okuma aşkını dijital çağın tam ortasına doğan kızlarım Zeynep ve Derin’e aktarma — ve dürüst olmak gerekirse, bazen de aktaramama — serüvenimden doğdu.
Ekranların, tabletlerin ve sonsuz kaydırma dünyasının tam ortasında, çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığını nasıl kazandırabiliriz?
Kitapsız Büyüyen, Kitaba Aşık Olan Çocuk
Ben çocukken bugünkü gibi cıvıl cıvıl, kuşe kağıda basılmış çocuk kitaplarına erişimim ne yazık ki çok kısıtlıydı. Okul öncesi dönemde kitabım olduğunu ya da bana kitap okunduğunu hatırlamıyorum. Ama okumayı öğrendikten sonra o kadar çok sevdim ki evde ne bulursam okurdum: kalın ansiklopediler, büyüklere ait ağır kitaplar… İlkokulda eline geçirdiğim Aziz Nesin kitaplarını doyasıya okuduğumu ve çok eğlendiğimi hâlâ gülümseyerek hatırlıyorum.
Hiçbir zaman oturup ders çalışabilen bir çocuk olmadım; ama okuduğunu ilk seferinde anlayan, bu sayede çalışmadan da başaran biri oldum. Yıllar sonra yaptığım araştırmalar ve okuduğum bilimsel makaleler, çocukken içgüdüsel olarak hissettiğim o şeyi kanıtladı: Kitap okuma alışkanlığı sadece dil becerilerini ve kelime dağarcığını geliştirmekle kalmıyor; doğrudan okuduğunu anlamayı ve muhakemeyi güçlendirdiği için matematik ile analitik beceriler üzerinde de muazzam bir çarpan etkisi yaratıyor.
Yani aslında çocukken okuduğum o ansiklopedi sayfaları, Boğaziçi’ne giden yolumun anahtarıydı — çünkü hiçbir zaman oturup ders çalışabilen bir çocuk olmadım, ama her zaman okuduğunu ilk seferinde anlayan, bu nedenle de okulda çalışmadan da başaran biri oldum.
Ekranın Cazibesi ve Kitaptan Uzaklaşma
Hayat her zaman doğrusal gitmiyor. Liseyi bitirene kadar elimden kitap düşmezken, üniversiteye başladığımda kendi bilgisayarıma ve sınırsız internete kavuşunca kendimi bir anda dizi ve film izleme çılgınlığının içinde buldum. Kitaplardan uzaklaştığım o dönemin zihinsel keskinliğimi, odaklanma süreimi ve analitik kapasitemi nasıl aşağı çektiğini bizzat yaşayarak hissettim.
Şunu da dürüstçe itiraf etmeliyim: Ben küçükken bu kadar ekran, her istediğimde istediğim çizgi filme ulaşma imkânı ve sınırsız internet hayatımda olsaydı, muhtemelen ben de kitap okumazdım. Hatırlarsınız — sabah erken kalkıp çizgi film izleyebilirdik sadece, ya da okuldan gelince. O kısıtlılık, farkında olmadan beni kitaplara yöneltti.
Bu nedenle, 2015’te ilk kızım Zeynep dünyaya geldiğinde, onu da farklı kitaplarda yaşayabileceği farklı hayatlarla tanıştırmak istedim.
Bizim Hafta Sonu Ritüelimiz: “Kitapçı Kirası”
Zeynep yürümeye başladığı andan itibaren parkları ve bahçeleri elbette çok sevdik — çocuklar için fiziksel gelişim her şeyin başı. Ama bizim için en vazgeçilmez hafta sonu etkinliği bir kitapçıya girip saatlerce raflarda kaybolmaktı.
Pek çok ebeveynin aksine, onun kitapçıdaki her kitaba dokunmasına, sayfalarını karıştırmasına, gördüğü resimlerin isimlerini kendince söylemeye çalışmasına hep izin verdim. Kitapçılar bizim için girişi yasak birer müze değil, özgür bir oyun alanıydı.
Tabii saatlerce vakit geçirip hiç almadan çıkmak ayıp olurdu — bu yüzden her seferinde en az bir kitap alırdık. Ayda en az dört kitap demekti bu. Ben buna içimden “kitapçı kirası” diyordum: orada geçirdiğimiz o kaliteli zamanın, kitaplara dokunabilmenin ve o kokuyu içine çekebilmenin küçük bir bedeli.
Büyük kitap alışverişlerimizi ise bütçemizi korumak adına internetten yapıyorduk — bazen normal kitapçıların yarı fiyatına, hatta daha altına. Ama o fiziksel deneyimi, Zeynep’in kendi seçtiği kitabı sahiplenmesini hiçbir şey tutamıyordu. İnternetten alacağım kitapları da ona fiziksel olarak seçtirip evde kendim satın alırdım. Bugün internet geçmişimden siparişlerimi listelediğimde beni bile şaşırtan bir rakamla karşılaşıyorum: sadece internetten aldığımız kitap sayısı 500’ü geçmiş.
Sayılar Değil, Ritim
Çocuk kitapları genellikle kısa ve akıcıdır. Günde sadece yarım saatinizi ayırsanız, çocuğun ritmine göre 5-6 kitap okuyabilirsiniz. Zeynep şimdi 11 yaşında. Net bir çetele tutmak imkânsız olsa da bugüne kadar 2000’den fazla kitap okuduğunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Elbette büyüdükçe kitaplar kalınlaşıyor, sayfa sayıları artıyor — ama bizim için önemli olan hiçbir zaman sayı olmadı. Önemli olan okumayı bir zorunluluk değil, bir yaşam biçimi hâline getirmekti.
Zeynep kitaplar konusunda her zaman çok talepkâr bir çocuk oldu. Benim onu çok erken yaşta kitaplarla tanıştırmam mı bunu tetikledi, yoksa onun içinde zaten bu merak mı vardı — hâlâ tam bilmiyorum. Bildiğim tek şey: eve aldığımız her yeni kitapla kucağıma koşup “Bunu bana oku!” diye beni sıkıştırması ve sayfaları ezberledikçe okuma yazma bilmeden sanki okuyormuş gibi açıp kendi kendine anlatmaya başlamasıydı. Nitekim okumayı da 1. sınıfa başlamadan önce, evdeki o kitap bolluğunun içinde kendi kendine çözdü.
Sırada Ne Var?
Bu yolculuk her çocukta aynı pembe tablo gibi gitmiyor. Pandemi ortamında dünyaya gelen ikinci kızım Derin ile sürecimiz çok daha farklı, çok daha zorlu ilerledi. Her çocuk bambaşka bir dünya ve her birinin ritmi farklı.
Önümüzdeki yazılarda şunları paylaşacağım:
- Zeynep’in öğretmeninin uyguladığı ve sınıfı dönüştüren çıkartma ve seri kitap yöntemi
- Bir veli olarak devlet okulundaki diğer çocuklara nasıl dokunabileceğimizi ve veli dayanışmasının önemi
- Tableti tamamen yasaklamadan — çünkü dürüst olalım, oyun oynamayı ben de seviyorum! — dijital dengeyi nasıl kurabileceğimiz
Ve tabii ki kitaplık arşivimizden süzülen, yaş yaş çok okunan ve tekrar tekrar istenen kitap listelerini de burada paylaşacağım.
Çocuklarımızı açık fikirli, empati kurabilen, aydınlık bireyler olarak yetiştirmek; yalnızca kendi ailemiz için değil, hepimizin geleceği için değerli.
Bu hafta sonu çocuğunuzun elinden tutup bir kitapçıya girmeye ne dersiniz? Belki siz de kendi “kitapçı kiranızı” öder ve o büyülü kapıyı aralarssınız. 📚
Küçük bir not: Herkesin kitapçıda vakit geçirecek ekonomik durumda olmadığını biliyorum. Kitap bağışı yapmak isteyenler için bir liste hazırladım — buradan ulaşabilirsiniz.
